Ayetlere göre Kuran’ın Miras Kaldığı İnsanlar Türkler mi?

 

Ayetlere göre Kuran’ın Miras Kaldığı İnsanlar Türkler mi?

Kutadgu Bilig, (1069–1070 -) tarihinde , Yusuf Has Hacib tarafından, Karahan’lılar gibi özgün Türk ölçüleriyle kurulmuş bir devlette, Türkler’in İslamiyet’e yeni girdikleri zamanlarda, Orijinal Türk geleneğinin kaybolmadığı, bozulmadığı bir coğrafyada, kadim bir Türk beldesinde, Kaşgar’da yazılmıştır.. Türk devlet anlayışını anlatmak için yazılmış en önemli delil ve eserdir. Orijinal Türk geleneğinin ismi Töredir. Bu bir sistemdir. Bu sistem Töre hükümlerini yaşayan bir milletin, yani Türklüğün (veya Türk’ün) dünya görüşü, inanış, yaşayış üslubudur. Kutadgu Bilig de asıl Türk kimliğini yansıtan bir ana metindir.

Sait Başer’in KUT VE TÖRE isimli kitabından: sahife. 17-22
“Eski Türkler sosyal ve siyasî yapılarında, inanış ve hayat tarzlarında devlet kurumuna büyük önem veriyorlardı. Onlar için devlet ile hayat adeta eşdeğer kavramlardı. Elbette bu devletin dayandığı bir felsefe, o insanların bir inanışları vardı ve bu inanışları, Türk devletinin biçimlenişinde yankılar bulmaktaydı.
Bir kere Türkler kâinatın tek hâkimi, tek ve mutlak kudret sahibi, adına Gök Tanrı (Kök Tengri) dedikleri bir yüce yaratıcıya inanıyorlardı. Gök Tanrı, isimleri ve taşıdığı sıfatlar bakımından İslamî ölçülerdeki Allah inancına paralel düşmekteydi. Yani kâinat ve hayatın sahibi, düzenleyicisi, ölüm ve hayatın tek kaynağı, nimet ve sıkıntıları veren tek yüce varlık O idi.
O Bayat, (Kadim), Mengü (Baki), Bir (Vâhid), Mungsuz- kendi kendine mevcut ve sıkıntılardan uzak- (Muhalefetü’n l’il Havâdis), Diri (el Hayy), Erkli (İrâde sahibi) ve Ogan (Kudret sahibi) olan, Törütgen (el Halık-yaratıcı), Ve yarattıklarına hitab eden, konuşan (Kelam sahibi) Vâcibü’l-Vücûd… bir varlık idi.
Eski Türkler’deki bu Tanrı inanışı, elbette, hayatın her anında olduğu gibi, devlet denilen kurumlar orkestrasyonunun bütün işlevlerinde de kendisini gösterecekti. Nitekim Türk devletinin temel unsuru olan merkezi otorite, yani hakan, ancak Tanrı’nın onaması ve desteği ile hakan olabiliyordu. Yâhut öyle inanılmaktaydı.
Kut Tanrı bağışı idi. Kut kazanan hükümdar hâkimiyetini tesis etmekteydi; fakat hükümranlık, yönetme erki Töre hükümleriyle sınırlandırılmıştı. Daha açık bir ifadeyle söylemek gerekirse Tanrı, Türk kağanlarını, ancak Türk Töresi’ni yürütmeleri için tahta çıkarmaktaydı. Despotik bir saltanat sürsünler diye değil!…
Türk tarihinde, yukarıda verilen örnekleriyle hükümranlık, Töre, kut ve Tanrı ilişkilerine dair kural ve inançlar farklı zamanlarda ve coğrafyalarda hemen hemen genel geçer, her yerde ve devirde değişmez ilkeler olarak yaşanmış görünmektedir. Beyler her zaman Töre’ye uygun bir adaletle hükmetmek zorundaydılar. Çünkü beylik, Töre ile ayakta dururdu.
Töre’ye uyan âdil beyler bizzat kut olurlar ve bu kuttan bütün herkes hisse alırdı.Kut hizmet ile belirginleşir, görünür ve güçlü hale gelirken, Töre’nin belirtisi bağışlayıcı yani lütufkâr olmasıydı. Kut Töre’nin emrinde ve hizmetindeydi; hizmet ettikçe olgunlaşırdı. Buradaki “hizmet” in anlamı Töre’nin iyi uygulanmasıdır. Çünkü eserimizdeki bir ifadeye göre: “Töre ne kadar iyi uygulanırsa kut o kadar güçlenir”, sonuçta cihanda “kurt ile kuzu bir arada güdülür” dü.
Adalet, Töre’nin en çok değer verdiği şeylerin başında gelirdi. O kadar ki, bir bey için Tanrı’nın sevgisini kazanmanın yolu, ancak adaletle hükmetmeye bağlıydı. Çünkü gökyüzü adaletle ayakta durmaktadır. Adalet’e (könilik) dayanan Töre, göğün direği idi;Töre bozulacak olursa gök yerinde duramazdı.
KUTADGU BİLİG’DE KUT ve TÖRE ‘ den beyitler:
“Ey bey, gücün yettiği kadar Töre’yi tatbik et ve kavminin hakkını vermeye çalış”.
“Eğer (Töre’nin tatbikinde) kusur edersen Tanrı’dan affını dile…” Töre’nin uygulamasından doğacak kusurlu hallerde uygulayıcının af dilemesi gereken merci niçin Tanrı’dır?




Kutadgu Bilig’deki belki de en dikkate değer bir beytin çevirisi bu sorunun cevabını veriyor. Çünkü; “Tanrı kadirdir, âdildir; gerçek Töre’yi koyan, veren O’dur; yarattığı bütün mahlûklara gücü yeter”.
Bu beyit, apaçık bir dille Töre’nin gerçek sahibinin ve onu insanlığa verenin Tanrı olduğunu hükme bağlamaktadır. * * * sürüler” veriyor, “uzun ömürler” bağışlıyordu. Demek ki kut kaynak bakımından Tanrı’dan gelmekte idi.
Bu noktada Töre’nin, yaygın kabul gören anlamlarıyla, hukuk, yasa, düzen gibi anlamlandırmalardan uzaklaşılması gerekiyor. Görüldüğü gibi Töre’de Tanrı ile ilişkili bir anlam esastır. Zira kaynağı Tanrı olan kutun, Töre’yi uygulamak ve onun ilkeleriyle donanmak suretiyle kazanıldığı, kuvvetlendiği yukarıdaki örneklerle açıklığa kavuşmuş bulunuyor.”
Peki………
ALLAH’IN KURAN’I MİRAS BIRAKTIĞINI SÖYLEDİĞİ KAVİM HANGİ KAVİM OLABİLİR?
25/Furkan/25-Elmalılı : Hem o, Semânın gamâm ile yarılacağı ve Melâikelerin peyderpey indirildiği gün
25/Furkan/26 – Elmalılı : Hükümranlık o gün, elbette Rahman’ındır; kafirler için ise çok zorluklu bir gün olur.
25/ Furkan/27- Elmalılı : Hem o gün ki zalim ellerini ısıracak “eyvah” diyecek keşke Peygamberin maıyyetinde bir yol tutaydım.
25/Furkan/28-Elmalılı : «Eyvah!» diyecek, «keşke falancayı dost edinmeseydim.
25/Furkan/29-Elmalılı : Çünkü zikir (Kur’ân) bana gelmişken o, hakikaten beni ondan saptırdı.» Şeytan insanı (uçuruma sürükleyip sonra) yapayalnız ve yardımcısız bırakmaktadır.
25/Furkan/30-Elmalılı : Peygamber de dedi ki: «Ey Rabbim, kavmim bu Kur’an’ı bir kenara itip bıraktılar.
Bu ayetler Kıyamet gününü anlatırken “Eyvah” diyenlerin, Hz. Muhammed’in kavmi olan Arap kavmi olduğuna işaret etmektedir. Peygamber de o kavmin Kuran’ı bir tarafa bıraktıklarına şahadet etmektedir. Hz. Muhammed’in ölümünden sonra iktidar kaygusu başlamış ve 4 halifeden sonra islam alemine Muaviye hakim olmuş ve Kuran’ın İslamı terk edilmiştir.
Kuran’ın İslamını Arap kavmi terk etti de İslam’ı hangi kavim devraldı? Çünkü Kuran’da Allah diyor ki:
35/Fatır/32-Elmalılı : Sonra Biz, o kitabı kullarımızdan süzüp seçtiklerimize miras kıldık. Onlardan da nefislerine zulmeden var, orta giden yolu tutan var, Allah’ın izniyle hayırlarda ileri geçenler var. İşte büyük lütuf odur.
Sonra da Allah Kuran’ı miras bıraktığı kavmi tarif ediyor. İşte ayeti:
5/Maide/54-Elmalılı:Ey iman edenler, içinizden kim dininden dönerse, duysun: Allah onların yerine, kendisinin sevdiği, onların da kendisini seveceği, mü’minlere karşı boyunları aşağıda, kafirlere karşı başları yukarıda, Allah yolunda savaşan, dil uzatanın kınamasından korkmayan bir kavim getirir. İşte o, Allah’ın bir lütfudur ki, onu dilediğine verir. Allah, ihsanı bol, herşeyi bilendir.
Allah kendisinin sevdiği kavmi anlatırken, onların da Allah’ı sevecek bir kavim olduğunu anlatıyor. Bu kavim töresi zaten Tanrı’sı kut’u ve devleti ile Kudatgu Bilikte anlatılan Türk’ten başkası olabilir mi? Ama bu kavmin bir kusuru var. Onu da Allah şu ayet ile bildiriyor:
42/Şura/13- Elmalılı : Sizin için: dinden Nuha tavsıye ettiğini ve sana vahyeylediğimizi ve İbrahime ve Musâya ve Isâya tavsıye kıldığımızı teşri’ buyurdu şöyle ki: dinî doğru tutun ve onda tefrikaya düşmeyin, müşriklere bu da’vet ettiğin emir ağır geldi, Allah ona dileklerini seçecek ve yüz tutanları ona hidâyetle irdirecektir.
42/Şura/14-Elmalılı : Kendilerine bilgi geldikten sonra ayrılığa düşmeleri sadece aralarındaki düşmanlık ve ihtirastan dolayıdır. Eğer Rabbin tarafından «belirli bir vakte kadar» şeklinde bir söz geçmemiş olsaydı aralarında verilen hüküm mutlaka yerine getirilir ve (iş) bitirilirdi. Kendilerinden sonra Kitab’a mirasçı kılınanlar da ondan kuşkulu bir şüphe içindedirler.
İşte Allah burada gereken vurguyu yapıyor. Türk Allah’ı sever, zaten töresi gereği asırlardır kurduğu her devleti töresi ile kurmuştur. Ama kitabını, Kuranı bilmemiştir. Türk’ün kitabını bilmesi gerekmektedir. Çünkü artık din ve dincilik karışmıştır. Akıllı ve Kuran’ın ruhu ile kitabımızı incelersek hem töremize kavuşmuş ve de yalnız Türkiye’mize değil dünyaya ışık olmuş oluruz.

 

Yazan-Hale Eralp

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.